HASAN EMMİ (Mahmut Güler)

Ona bir tek ben “emmi” derdim. Hasan Emmi… Benden başka tüm kasabanın dilinde ise o “Deli Hasan” dı. Boş olsun dolu olsun elinde daima bir büyük ispirto şişesi olurdu. Şişe dolu olduğunda iki çekmeyle yarıya getirir, yarıdan sonrasını gıdım gıdım içerdi. Sanki sona geldiğinde bitirmeye bir türlü kıyamazdı. Otuzbeş kırk yaşlarında beli bükülmüş, gözünün feri sönmüştü. Şarap içmeye kaç yıl önce tövbe etmiş bilinmiyor. Ama o tövbeden sonra hemen ispirtoya başlamış. Damarlarında kan yerine eflatun renkli ispirto dolaştığından olsa gerek tüm vücudunun rengi mora çalardı. Ağzında kalmış dört beş dişi bile morarmıştı. Kısacası Hasan Emminin kendisi de kocaman bir ispirto şişesine benzerdi. Birbirine karışmış saçı, sakalı toz toprak içinde olurdu hatta aralarında saman çöpüne bile rastlanırdı.
Çocukluğunda babamın en yakın arkadaşıymış. O nedenle mi bilmem ama bana daima sevecen yaklaşırdı. Ondan bir ben korkmazdım. Benden başka tüm çocuklar yaklaşamazlardı bile. Sokakta beni gördüğünde karşımda durur, çömelir, kollarımı yanda birleştirdikten sonra zor anlaşılır bir şekilde babamla geçen çocuklun günlerini anlatırdı. Ama anlattığı topu topu iki anısı vardı aklında kalan. Biri okuldan nasıl kaçtıkları,diğeri ise bağlardan nasıl fıstık çaldıklarıydı. Ayıklık dozuna göre bir onu anlatırdı bir öbürünü.
Hatıra anlatması bitince avucuma bozuk paraları sayar ve elindeki şişeyi bana vererek bakkaldan doldurtmamı isterdi. O zamanki esnaf sözbirliği ederek Hasan Emmiye ispirto satmazlardı. Bana verdiği paralar ile ise belki on büyük şişe doldurulurdu. Hemen bakkal Tuluk Bahri’ye koşar önce şişeyi doldurturdum. Geri kalan paralarla dünya kadar leblebi ve şeker alırdım.
Bir gün Hasan Emmiyi üç kişinin sürükleyerek götürdüğünü gördüm. Hasan Emmi ufacık cüssesine göre inanılmaz mukavemet gösteriyor, etraftaki herkese ağız dolusu küfürler yağdırıyordu. Ama kimse Deli Hasan'ı kayırmadı. Tam tersine herkes bu üç kişiye destek çıktı. Zorla hükümet meydanına getirdiler. Orada bir akasya ağacının altına kocaman bir çamaşır kazanı kurulmuştu. Bir kaç kişi odunla kazanın altındaki ateşi besliyor, bir başka akasya ağacının altına konan çamaşır leğeninin etrafındaki beş altı kişi de Deli Hasan'ı bekliyordu. Meğer o sıralar Deli Hasan bitlenmiş, onu temizleyeceklermiş. Ama Hasan Emmiyi yıkamak ne mümkün.

Birkaç kişi zorla üzerinden yaz kış çıkarmadığı kalın paltosunu anca çıkardılar. “Yıkanmam da yıkanmam” diye ağlıyordu. Etraftaki 20-25 kişi onu iknaya çalışırken o nihayet bir büyük şişe ispirtoya fit oldu. Biri koşarak bir şişe ispirto getirdi. Deli Hasan hayatı boyu hep şişeden içmişti ama gün onun günüydü. Bir de bardak istedi. Bu kadarcık saltanat onun da hakkı olmalıydı. Yakındaki kahvehaneden bir su bardağı getirdiler. Deli Hasan'a bir bardak ispirto ikram ederlerken bir yandan da onu soymaya başladılar.
Anadan üryan olmuştu. Ama yine de leğene değilde yere oturdu. Yeni bir pazarlığa başladı. Bu seferde meze olmazsa yıkanmayacaktı. Etrafındakilerin canı sıkılmıştı. Acele ediyorlardı. Hele amcası olan Berber Kel Apdi elindeki sıfır numara makinayı sabırsızlıkla tıkırdatıp duruyordu. Bu sefer direnen esnaf olmuştu. Deli Hasan'a meze falan yoktu. Sanki bu güne kadar mezeyle içmişti. Şımarıklık işte. Hasan Emmim gene de ömrünün bekli de teneşirden önceki son saltanatının tadını çıkarmaya çalışıyordu.
Bu arada nereden çıktığı belli olmayan kocaman bir eşek arısı dozurdayarak havada bir tam daire yaptıktan sonra Deli Hasanın elindeki bardağa intihar dalışı yaptı. Mezeden umudunu kesen Deli Hasan bir elindeki bardağın içindeki arıya, bir halka baktı. “Ulan siz vermezseniz vermeyin. Mezesi de Allahtan geldi” diyerek bardağı kafaya dikti. Kocaman eşek arısının emmimim ağızda ezilirken çıkardığı çatırdı kimini güldürdü, kiminin suratını buruşturdu. Ama Hasan Emmi bir dürüm Adana kebabı yemiş gibi elinin tersi ile ağzını silip keyifle leğene girdi ve kendini yıkayıcılarına teslim etti.
Mahmut Güler (TOMSUKLU)
6/5/2007 | Kategori: Mahmut GULER | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı














