MEHMET AKİF ÇÖKTÜ ABİMİZİN ARDINDAN YAZILANLAR

AĞUSTOS YANGINI
 
-Kürşat İhtilalcisi Mehmet Akif Çöktü’nün ardından-
Kudurgun atlar, ne edersiniz; köpükler saçıp
Uçara saldırı hangi cepheye?
Şubat zemherisi geride kaldı, yayla zamanı
Teke yaylası, Zorkun alır Yörük göçünü
Şimdi Çukurova, şimdi Toroslar;
biri yangın biri yüreklere esen can sevdasıdır
güz laleleri dökmek üzeredir tüm sevincini;
bekler Kürşat’ları…
Deli taylar, Veli atlar…
dört nala koşardınız, nedir bu kanatlanış?
Nedir, göklerle yarışınız?
Anladık da bağrışmayı, çağlamayı
Sesler duyarım, hıçkırıklar, ağlayışlar…
Durgun suları göklere taşıyan ey gökçeli atlar,
anlamam seherden yola çıkışınızı.
Gelişin doruklardan:
yeşilden maviden, al kızıldan…
Gidiş, bu gidiş değil, nolur halden anlayın,
kimin yüreğine bunca pusatlar?!..
Nolur, deli atlar, kanatları gökçeli veli atlar…
Durağın yoktur yürüyüşte,
muradın çoktur yerde gökte…
Ne can yakan feleksin ey
Gelirsin üstüne üstüne…
Kaf dağını sök de gel hele;
gök benizler çevrilmiş küle
Çiğdem çiçeklerin boynu bükük;
meleşir körpe yavrular;
yiğitler, alpler nasıl dayansın bu ayrılığa, bu acıya?
Kopup kayalar gibi,
Sivas’tan, Antep’ten, Trabzon’dan, Sinop’tan
Erzurum yiğitleri, Ankara, Konya ovasının…
Adana beyleri bir bir, Ongun Kıbrıs’tan…
Gönül erleri,ülkü devleri yola düşmüş
Almanya, Fransa’dan…
Yerin üstünde bir başka kıyamet
“Hiçbir ölüm bana bu kadar dokunmadı…”
Manavgat çayının dökülüşüdür;
kardeşim Emin’in dudaklarında…
Beyler fatihalara sığınmış,körpe kızlar,erken gençler
dik durmaya çabalıyor, mukadderat sayarak;
Muhsin bey, Of’tan İbrahim, İlteriş,
O, sevgili Sevgi Ablamız ve
Kafalı Hocamız;
titrer döner yalazlı havada koca çınar,
elleri dört dönüyor, şaşkın;
”Ellerimde büyüdü bunlar”
Şimdi Ural dağlarından mendilin ucu,
iki körpe fidanı daha büyütsün, Akif’lerce dal verecek…
Cebeci durağında beklenen sevgili değil;
yolcu edilen,
Kürşat’lara yoldaş, Başbuğ’lara çeridir yollanan…
kavim kardaş, ülküdaş;
kasırgayı haber veren verene, koşan koşana
Yolcumuz Adana’nın Akif’idir;
Kürşat’ların İhtilalcisi
“Yakışmıyor ölüm sana/
Bey kardeşim uyansana, doğrulsana”
Kara Eylül alamadı
Çekti gökler uykusuna
Ağustosun bu sıcağı
Gülsün diye düşman, yağı
Yüreklere tuz bastılar
Şadümandır cümle yağı…
Eller kaçıncı Tekbir’de
Aminler; güvercin kanatlanışı
Gülüyor sanki Akif,
Veda öpücüğü Sevgi Abla’dan
Bu ayrılık acıları bin katlasa da
Yemin Türklüğün dirilişine
Söz Tanrım söz
Ve, Tanrı yolunun yolcularına
Öteye haber böyle salınacaktır:
“Düğün böyle de olur!...”
Karşı dursun yarenler iki yandan:
Selam san ey gök çeri
Eller mızrak gibi
Eller gül çiçeği
Kurtlar, gök kurtlar hangi dilden söyleşirsiniz?
Atlar deli atlar,veli atlar hangi düğüne bu kopuşlar
Hangi ülkenin fethidir attığınız naralar?
Zafer zafer olsa da,ayrılık yürek yaralar…
Gözyaşlarımız Turan çınarlarına.
Ulu Tanrım!
Sonsuz ve sayısız tohumlar boy versin
Türk dünyası her acıda dirilişedir; yemin;
Akif’ler Ötelere elçidir, ya yavruları?..
Emanet; Türklüğün öksüzleri;
Türk ve Turan, Tanrı ve Muhammet davasına…
Adına Akif veren
Muzdarip güller deren,
geldi işte kapına,
ey, yollara gül seren
Cümle Türklükten selam!...
Kuran sevgilerinden,
al götür Cennetine, kucakla yüreğinden
Ölümler yangı yeri
Ölmez bu yolda çeri
Yeri göğü ol’lar, doğ’lar doldursun
Yürekler kan, başlar eğik,
yüzler hüzün yalazında
Dirilmelisin her acında
Dirilmelisin Akif’ler toprağında
Adana Adana, sar sevgi toprağında
Akif’ler sende mesut,
bir çınar bir gök sancaktır
Kutlu ülkü davası
Akif’in yüzü aktır
Hakkınızı helal edin diyen er kişiye bizden cevap:
“Akif’lere hakkını helal ettirin…
 Onlar şehit kumaşından
Onlar gaziler kardeşinden…”
Ey can,
Teselli etmese de her yürüyüş erlerin yüreğini
Götür yüce Tanrı’ya ervahlar dileğini...
22.08.2007- Ankara / Muhittin ARAR
 

 

ŞANSSIZ BİR İNSAN MEHMET AKİF ÇÖKTÜ

Sizlere sıradan kelimeler sarf ederek salak yerine koymayacağım. Sizin de onları okuyarak arkadaşıma değer vermenize gerek yok. Akif rahat bir yaşamdan ve ihtiraslarından vazgeçerek kendini Türk halkına adamış bir militan ve grup lideridir.

Biz onun hikayesini gazetelerden bir başarı öyküsü olarak okuyamayacağız. Ama o tarihe inandığı değerleri dünya nimetlerine değişmeyen bu uğurda kurşuna dizilmeyi, zindana atılmayı, sürgün yaşamayı göze alan bir ülkü devi olarak tarihin kayıtlarına düşecektir.

Akif’i, beni Fatih Kolejine davet edişi, kolejin çatısında dört kişi çay içişimizi Türk Birliğine katılmak isteğindeki soylu duruşu, o tunçtan öfkeyi hareleyen nezaketleri, bir ülkücü katiline cezasını verirken gidişini, yaralı halde Vedat’ın Draman’dan evinden alıp özel bir ameliyathaneye götürüşümü, Güzin abla ile yanımdan ayrılmasını, askerdeki sohbetlerimizi Türklerle ilgili hayallerimizi, sağlığında lüzumundan fazla konuşmaya tenezzül etmeyen yüksek binalarda ve ceylan derisi koltuklarda oturanların kavline göre kaybeden bir kahraman olarak hafızamdaki yerini almıştır.      

Eski çağlarda insanlar ölen arkadaşlarının cesetlerini pahalı kumaşlara sararak, vücutlarını mumyalayarak, taşların içini oyup saklayarak hatta bal ile kaplayıp onları kurutarak taşlaştırmışlardır. Bunlar yüzyıllardır değişmeden kalan, karşılığında kendi ölülerinin de zaman içinde aynı kalmasını isteyen soytarılardır. Bunlar iklimler değişirken bile hareketsiz kalan, insanlardır.

TÜRKLER BÖYLE İNSANLAR DEĞİLLERDİR.

Hayat değişkendir. Mevsimler değişir, insanlar yer değiştirir. Ülkücüler ölülerini en büyük onurla ödüllendirir. Diğer dünyaya gözleri nemlenerek ama ağlamadan, hüzünlenerek, yıkılmadan; muhteşem bir edayla gönderirler. Çünkü bilirler ki arkadaşları bir başka gök altında onlar için yer ayıracak, birlikte marş söyleyeceklerdir.

Akif Çöktü’nün cenazesine katılan bir avuç başı dik, ruh sağlığının olmazsa olmaz koşulu olarak çevresine sağladığı uyumu öne süren kavramlaştırmalar, hırsızlar toplumunda hırsız olmayan, sınıf atlamak için ölen arkadaşlarının omuzlarına basmayan hepsi gönüllerimizin kahramanı, kimilerine göre kaybeden ülkü devlerinin Akif Çöktü’yü son yolculuğuna uğurlarken göstermiş oldukları nezaketin muhteşemliğinden dolayı her birine ayrı ayrı sonsuz teşekkürü borç bilirim.

SUÇLU, BORÇLU, YALNIZ TÜRK KALMASIN

Adana Asri Mezarlığı

24.08.2007
Nejdet KANDEMİR
 

 
 
 
Ülkücü Hareketin seçkinlerinden Mehmet Akif Çöktü'nün cenaze namazı Cuma namazı sonrası Adana Asri Mezarlık Camiinde kılındı..Mehmet Akif Çöktü Asri Mezarlıkta toprağa verildi..MHP Adana il Başkanı Ahmet Erdoğan,Ceyhan Belediye Başkanı Hüseyin Özlü,MHP Yüreğir ilçe Başkanı Mustafa İzgioğlu,MHP İstanbul-Fatih ilçe Başkanı Murat Omurtag ..........Pof Dr Mustafa Kafalı,Sevgi Kafalı,Eski eğitimciler Ramiz ongun,Haluk Pirimoğlu,Hakkı Şafakses,Abdullah Kılıç,Sabri Erdem .......Ankaradan Cemil Akbulut,Seyfi Atmalıoğlu,Yavuz Selim Demirağ.....İstanbuldan Erdem Karakoç,İdris Karadağlı,Özcan Çeliksiz,Erdoğan Ulu,Metin Yıldırım,Çığır Zorlu,Ali Çolak,Yavuz Ceylan,Fuat Çakıroğlu,Tanju Pakel,Tekin Yavuz,Fatih Yüksel,Serdar Sement,Yalçın Yirmibeş göze çarpan kişilerdi...

Sevgi Kafalı ve Mustafa Kafalı'nınyürekleri bir başka yanmış
 
 
 
 
 
 


Murat Omurtag,Erdoğan Ulu,Özcan Çeliksiz
 

 

 








Bir Ülkücü Göçtü...

Oldu mu şimdi... Yakıştı mı bu sana a dost... Böyle sessiz, böylesine yalnız çekip gitmek var mıydı, akdimizde... Hani kavgamız bitmemişti... Memleket kadar büyük yumruklarımızla dövüşmeye devam edecektik hani...

Bir elin kadar kalbine yenileceğini, o dağ gibi gövdeni taşıyan, tiktaklı saatin ansızın duracağına seni musalla taşına yatıracağını bilemezdik a dost...

Daha 18’ine gelmemiştin. Ateş çemberinden zulmün gadrine uğramaktansa, zalime başkaldırmak için firara düşmüştün. Darbecilerin, haritada yerini dahi bilmediği, Afrika ülkelerine varmıştın ilkin. Dava bayrağını, Avrupa burçlarında dalgalandırmak için, Fransa’ya bir varışın vardı ki, bir sinema filmi çekilirdi yaşadıklarından. Senin Paris’i titrettiğini, Eiffel kulesini sarstığını cümle alem bilirken, plazada keyif çatanların, duymazlıktan gelişini unutmuyoruz. Sana göre görevdi. Son anına kadar askerlik görevi bu kadar da uzamazdı ki... Tezkere almak gibi bir hedefin olmadığı için, inanç adına sivil de olamadın be dost.

Promosyonlu sahte kahramanların sermayesine göz ucuyla bile bakmazdın. Sessizliğin ve yalnızlığın tavana vurduğu sürgün günlerine dair ser verip, sır vermedin hiç. Tunuslu, Faslı, Cezayirli, İtalyan Yunan ve Fransızların anlatımıyla,  “Aziz”  olarak tanırdı gurbet ellerdekiler. Bam teline basmaya kalkışanlar, güneşin bir daha doğuşunu göremeyeceğini bellemişti. Daha doğrusu belletmiştin. Kabus olup düşlerine bile çökmüştün. Korku salıp çökertmiştin densizliği.

Mehmet Akif Çöktü... Fikrinle yüz binlerle aynı safta yürürken, eyleminde yalnız adam. Kendisine yakışmayan ölüme de yapayalnız yiğitçe gitti ve bir ülkücü göçtü...

Dava adamlığın zaman, mekan ve ortama göre değişkin bir tavır değil de, her daim ve her şartta dimdik kalabilmek olabilmek olduğunu sergileye sergileye gitti.

Gadasını aldığım gardaşım; sabahın ışığı yüzüne vurmadan çıktın evden ha... Yapayalnız dimdik vardığın hastanede koca gövdeni sedyeden kaldıramayan kalbine ben şimdi ne diyeyim.
Niyazi’ye ne dedin? Almıla seni yine gurbet ellerde firara gittiğini mi zannedecek? Leyla gelin kapının çalınacağını daha kaç yıl bekleyecek? Sevgi ablam şaka yaptığını sanıyor hâlâ... Uyuyor gibiydin bembeyaz kefenin içinde, yüzü soğuk dedikleri ölüm sana hiç yakışmadı a dost. Vefasızlığın, kahrın, isyanların yorduğu yüreğin seni ancak bu kadar taşıyabildi ha. Sağlığında bir araya getiremediğin kişiler, cenazende omuz omuza saf tuttular. Hareketimizin önünü tıkayanlar yüzünden tıkanan damarların bize yadigar kaldı.

Sen gittin...  Birer birer eksiliyoruz a dost. Yokluğunun acısı çöktü yüreğimize. Daha ne kadar kalırız bu alemde bilmiyorum. Adana Asri Mezarlığı’na bedenini gömdük. Ama ruhun ömrümüz boyunca incitecek hepimizi. Vayy be; Mehmet Akif Çöktü

Yiğit ülkücü göçtü
Doğrusu göçüp giden gerçek bir ülkücünün naçiz bedeni değil. Son dönemde yıpranmış, sağından solundan tırtıklanmış mecrası değiştirilmeye kalkışılınca “yatağında kırgın akan ırmak” haline dönüşmüş hareketin mensupları göçtüğünü duydular. Senin gibi  “Yörük”  için kalkıp göç eylemek, fermana başkaldırıp dağları mesken seçmekti. Lakin kahırla çöktüğün sedyeden kalkamadın... Belki de kalkmak istemedin. Yurdun ve dağlarında töre kalktığı, at izinin it izine karıştığı, kurt seslerinin beşik ürümesine dönüşmesi vurmuştu seni. İlinde gayri kan kusup töre konuşmadığı için kırgındın, yaralıydın vesselam. İtin çakalın önünde oyuncak olmaktansa, bozkurt gibi dağların kabuğuna çekilmek adına sessiz ve yalnız ölüme yürüdün. Mehmet Akif Çöktü, bir ülkücü göçtü.

Yavuz Selim DEMİRAĞ

yenicag@yenicaggazetesi.com.tr

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !