Mehmet Akif Ersoy

İstiklal Marşı yazarı büyük şair Mehmet Akif Ersoy, ölümünün 69. yılında Manavgat Ülkü Ocakları tarafından unutulmadı. Manavgat ÜLKÜ Ocakları başkanı Yakup EKŞİ yayınladığı mesajda, Türk milletinin istiklaline bir nakış gibi işlenen İstiklal Marşı'nın şairi Mehmet Akif Ersoy'un ölümünün 69. yılında onu minnet ve şükranla andıklarını ifade etti.

Ekşi, "Vatan ve millet sevgimizin, bağımsızlık ve hürriyetimizin en güzel ifadesi olan İstiklal Marşımızı bize armağan eden, yine Çanakkale şiiriyle Çanakkale geçilmez şiarımızı destanlaştıran Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy'u ölümünün 69. yılında saygı, minnet ve rahmetle anıyorum. Mehmet Akif Ersoy, benzersiz bir kahramanlık ve vatanseverlik destanı olan İstiklal Marşımız'la milletimizin gönlünde taht kurmuştur ve sonsuza kadarda o tahttaki yerini koruyacaktır" dedi.
Ülkü Ocakları Başkanı Yakup Ekşi, Mehmet Akif Ersoy'un 69. Ölüm yıldönümü nedeniyle yaptığı açıklamada şunları söyledi "Allahüekber Dağları'nda bundan 91 yıl önce (22 Aralık 1914) yaşanan Sarıkamış faciasında şehit düşen Türk askerlerini Sevr antlaşmasından sonra düşman baskısına maruz kalan vatanın semâlarını kara bulutlar kaplamıştı.Asırlar boyu esaret nedir bilmeyen bir millet mahzundu, kederliydi. Bu vatan semâlarında dalgalanan şanlı sancak ve asırlar boyu vatan semalarını çınlatan Ezan-ı Muhammedi dinecek miydi? İşte bu esnada gönüllere su serpen ümit mayası aşılayan gür bir ses şöyle haykırıyordu:
"Korkma!Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden Yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak,
O benimdir,o benim milletimindir ancak!
Ben ezelden beridir hür yaşadım,hür yaşarım,
Hangi çılgın, bana zincir vuracakmış?Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim,bendimi çiğner aşarım.
Yırtarım dağları,enginlere sığmam taşarım."
Bu ses, Mehmed Akif in sesiydi. İstiklal marşıyla millete böyle sesleniyordu. Aynı ses, Balkan harbi esnasında; Beyazıt, Fatih, Süleymaniye camii şeriflerinden, milli Mücadele'de Balıkesir Zağanos Paşa, Kastamonu Nasrullah ve daha pek çok camilerden millete seslenmişti. İlk önce ümitsizliğe karşı çıkmış, daha sonra fikir birliği için, İslam Birliği için çalışmaya başlamıştı.
"Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez; Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez" diyerek tefrikanın dehşetine dikkatleri çeken Akif hiçbir vakit ümidini kaybetmiyordu ve dediği gibi yedi düvel saldırsa da bu cephe sarsılmayacaktı, sarsılmamıştı. İstiklal, Hakka tapan milletindi ancak ve "İlay-ı Kelimetullah" için didinen bir millete Cenab-ı Hakkın armağanıydı, ihsanıydı istiklal.
Mehmed Akif şiirleriyle, makaleleriyle vaazlarıyla bu milletin dertlerini dile getirmiştir. O hislenişiyle, heyecanıyla, yaşayışıyla bu milletten bir parçaydı. Bu necip milletin tercümanı, sanatkârı, bir temsilcisiydi. Bu yüzdendir ki millet onu muhabbetle bağrına basmış, aradan yıllar geçmesine rağmen unutmamıştı. Unutmayacaktı da.
Akif, 1873 yılında Fatih Sarıgüzel semtinde her köşesine Kur'an sesi sinmiş mütevazi bir evde dünyaya geldi. Milli Mücadele'de Akif i çeşitli bölgeleri dolaşarak halkı aydınlatırken görüyoruz... Vaaz ve nasihatlarıyla mücadelenin ehemmiyetini dile getiren Akif, her gittiği yerde büyük alâkayla karşılanıyordu. Konuşmalarıyla milletin hissiyatını dile getiriyor. Milletin hissiyatına, ruhuna hitap ediyordu.
Büyük Millet meclisine Burdur mebusu olarak giren Akif 17 Şubat 1921'de İstiklal Marşı'nı yazmıştır. Millet meclisince yüzlerce şiir arasından seçilerek 12 Mart 1921'de kabul edilen İstiklal Marşı, mecliste tekrar tekrar okunmuş, vecd içerisinde ayakta dinlenmiştir...
Akif, İslama ruhu canıyla bağlı bir şahsiyet olarak,İslamiyetin gericilik ile asla alakası olmadığını, müsbet ilimlerle dinî ilimlerin beraber götürülmesi gerektiğini söylüyordu M.Akif in Manzumeleri SAFAHAT adı altında bir kitapta toplanmıştır.Mensur eser olarak yüz kadar makale ve hasbuhali yayınlanmıştır. Ayrıca 50 kadar tercümesiyle 10 kadar mev'izesi vardır. Akif, 26 Aralık 1936 günü akşamı Hakkın rahmetine kavuşmuştur. Aziz naşı Edirnekapı'daki şehitliğe binlerce gencin elleri üzerinde taşınmıştır.
Ayrıca 1914 yılında gerçekleşen olayda, Enver Paşa komutasında, Rus birlikleri ile savaşmak için yola çıkan binlerce Türk askeri, Ruslarla hiç karşılaşmadan Allahüekber Dağları'nda soğuk ve açlıkla mücadele etmek zorunda kalmıştı. Faciada kaybettiğimiz 3'üncü Ordu'ya bağlı Mehmetçiğin sayısı bazı kaynaklara göre 70 bin, bazı kaynaklara göre de 90 bin olarak açıklanıyor. Doğu Anadolu'daki Allahüekber Dağları'nda bundan 91 yıl önce (22 Aralık 1914) yaşanan Sarıkamış faciasında şehit düşen Türk askerlerini bir kez daha rahmet,minnet,sevgi ve saygıyla anıyoruz. Ruhları şad,mekanları cennet olsun"

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !